02Işık& Gölge
"Işık & Gölgeden doğan zarif güzellik. Sade ancak derin olan bu estetik, çağlar boyunca nesilden nesile aktarılarak sınırları ve kuşakları aşmaktadır. Kendine özgü güzellik anlayışı, Grand Seiko tasarımına hayat vermektedir. Grand Seiko kadranları, indeksleri ve kasaları yalnızca ışığı değil, aynı zamanda gölgenin doğasında var olan ayrıntıları da titizlik içeren bir felsefeyle yansıtmaktadır.
Nesilden nesile
aktarılan ışık
ve gölge mirası
Nesilden nesile
aktarılan ışık
ve gölge mirası
AKARI
Beyaz huş ormanının manzarasından ilham alan kadran SLGH031 ve Isamu Noguchi'nin AKARİ'sinin temel ortak özelliği, ışığı ölçülü biçimde merkeze yerleştiren estetik duyarlılığa sahip olmalarıdır. AKARI, Japon washi kağıdı aracılığıyla yumuşak, dağınık bir parıltı yaratır. Grand Seiko SLGH031 modelinin beyaz huş ağacından ilham alan kadranındaki ince dokulu desen, ışığı zarif bir şekilde dağıtarak bakış açısına veya en küçük harekete göre değişen etkileyici bir görünüm oluşturur.
Isamu Noguchi'nin AKARI'sinin parlaklığı, bunun sadece bir "aydınlatma armatürü" olmayıp, ışığın kendisinin heykelsi bir ifadesi olması gerçeğinde yatmaktadır. Geleneksel heykel eserleri, dışarıdan gelen ışık aracılığıyla gölgeler oluşturarak üç boyutlu formlarını ifade etme eğilimindedir. Ancak AKARI'de ışık kaynağının kendisi içeride yer almakta ve bir varlık hissi nazikçe mekâna doğru ortaya çıkmaktadır.
"AKARI'nin ışığı, shoji kağıdından süzülen güneş ışığı gibidir." diye tarif etti Noguchi. Gifu bölgesinde yapılan geleneksel fenerler teknolojisi ile karşılaşmadan doğan bu yaratım, elektrik ışığını washi kağıdı ile yumuşatarak mekana nazik gölgeler getirir.
AKARI'nin bir başka çekiciliği olarak, ışık açık veya kapalı olsun ortaya çıkan güzelliğin altını çizmek isteriz. Yalnızca washi, bambu ve ince demir tellerden yapılan AKARI, aynı zamanda geçicilik ve hafiflik gibi Japon estetik ideallerini de yansıtmaktadır.
AKARI doğrudan zemine yerleştirildiğinde, alçak ağırlık merkezinin ifadesi mekana tam doğru derecede gölge ve rahat bir atmosfer katmaya yardımcı olur. Tavandan asıldığında ise AKARI, havada süzülen loş aydınlatılmış bir koza imajını da yansıtır. Eski zamanlardan beri Japon halkının geleneksel estetik anlayışının, özellikle de "gölge" ve "loşluk" için duydukları saygının bir ifadesi olan bu aydınlatma armatürü, büyük ölçüde ışığa şekil kazandırmasıyla bilinen "ışık heykeli" dönemini aşan gerçek bir şaheser olarak parlamaktadır.
AKARI 120A, 30N+ST2
© 2026 The Isamu Noguchi Foundation and Garden Museum/ARS,
New York/ JASPAR, Tokyo G4207
Manufactured by Ozeki & Co., Ltd.
Ay Ne Kadar Yüksek
Hafif bir esintide hareket eden Suwa Gölü'nün yüzeyinden ilham alan SLGB013 ve Shiro Kuramata tarafından yaratılan ''How High The Moon'' isimli koltuk. Bu iki nesne, bulundukları ortamdaki ışıkla etkileşime girerek sabit biçimden uzaklaşma ortak özelliğini paylaşır. Kuramata'nın How High The Moon'u bir koltuk olmakla birlikte, fiziksel varlığının güçlü bir şekilde hissettirilmesinden kaçınmak için son derece transparan malzemelerle üretilmiştir. Bu nedenle, koltuğun kendisinden ziyade, ışığın yansımasının üst üste gelmesi ve gölgesinin zemine ve çevredeki manzaraya düşmesi, onun biçimine ilişkin ayırt edici bir algı yaratır. Konsept, aynı şekilde Grand Seiko Lake Suwa kadranında da gelişir. Suwa Gölü'nün geniş sularını yansıtmak üzere işlenmiş olan bu kadran deseni, her ışığa maruz kaldığında ifadesini değiştirir. Tıpkı gerçek sular gibi, esen rüzgârda hafifçe sallanma görüntüsünü yansıtır. Parlak bir şekilde ışıldamak için işlenmiş olmanın sonucu olarak ışığı yansıtan çok yüzeyli kesim özellikleri taşıyan saat ve dakika ibreleri ile indeksler, yüksek okunabilirliği korurken parlak ve güzel bir ifade oluşturur.
1960'lardan 1991'e kadar faaliyet gösteren merhum Shiro Kuramata, uluslararası beğeni kazanmış bir tasarımcı ve sanatçıydı. "How High the Moon" koltuğu, şöhretinin zirvesinde olduğu 1986 yılında tanıtıldı. Adını aynı başlıklı caz klasiğinden alan bu eser, onun bu müzik türüne olan sevgisinin bir yansımasıydı.
Fütüristik mobilya tasarımında kullanılan malzemeler, yapı malzemelerinde ve çitlerde yaygın olarak kullanılan, “expanded metal” olarak bilinen genleştirilmiş metal örgüden oluşmaktadır. Geleneksel bir koltuğun tasarımında sıra dışı bir endüstriyel malzeme kombinasyonu kullanılmış olsa da koltuk, ışığa maruz kaldığında gümüş tonlarında parıldar. Bakış açısına bağlı olarak, metal örgünün üst üste binmesiyle koltuğun görünümü de değişkenlik gösterir.
Sofistike işçilikle titizlikle üretilmiş olan sandalye, narin örgü yapısına rağmen sağlamdır. Geleneksel koltuklardan farklı olarak bir çerçeve bulunmamakta olup, yaratım genel olarak yarı saydam formunun arka plana karıştığı tuhaf bir aura yayar. Sandalyenin zeminde ve duvarda oluşturduğu gölgelerin varlığı da bir o kadar önemlidir. Belki de bu gölgeler, sandalyenin gerçek hacmi ve şekli hakkında güçlü bir algı oluşturulmasına yardımcı olmaktadır.
Işık ve gölgeyi bir araya getiren bu koltuk, tıpkı müzik veya anılar gibi elle tutulamayan kavramlara biçim kazandırır. Başka bir ifadeyle, Kuramata’nın tasarımlarının temelinde yer alan “Yerçekiminden Kurtuluş” anlayışını yansıtır. Kendine özgü bir felsefe ve titiz bir işçilikle şekillenen bu eser, geleneksel sandalye kavramını yeniden yorumlayarak tasarımın ötesine geçen sanatsal bir boyut ortaya koyar. Işık ve gölgenin yarattığı deneyimi keşfetmek üzere tasarlanan bu “araç”, güçlü ve kendine özgü bir varlık hissi sunar.
Metin: Taka Kawachi
How High the Moon © Kuramata Design Office
Courtesy of SEMPRE
Courtesy of GALLERY TAMURA JOE
Daniel Buren, The Colors Suspended: 3 Exploded Cabins,
work in situ, Toyota
Municipal Museum of Art, 2003.
© DB - ADAGP, Paris & JASPAR, Tokyo, 2026 G4207